Doğaçlama tarzında sözlü olarak hikaye edilmiş, tamamen hayal ürünü olan ve tarafımdan ilk defa hikaye türünde kaleme alınan bu hikaye, birazcık cinsellik içeriyor ama, kesinlikle erotizm içermeyen, ancak bazı yerlere gönderme yaptığı için, sizlerin affına sığınarak ve özür dileyerek bu hikayeyi sizlerle paylaşmayı çok istedim. Okunmayacak gibi erotik bir hikaye değildir; isteyen ve merak edenler okuyabilirler; istemeyenler de okumayabilirler; yorum yapıp yapmamak da size kalmıştır, saygı duyarım. O halde, hikayeyi okumaya başlayalım mı, ne dersiniz?
Vaktin birinde, küçük bir kasaba içindeki mahalle camiinde imamlık yapan çocuksuz evli imamın eşi vefat eder. Eşinin vefatından sonra tek başına kalan imam için hayat çekilmez olur. Aynı mahallede daha önce eşini kaybetmiş, imama göre de yaş ve kültür açısından denk olan dul bir kadın vardır. İmam izdivaç yapmak için bu dul kadını gözüne kestirir ama, teklifi kadına iletecek elçinin kim olacağı hususunda henüz bir hazırlık yapmamıştır.
Haftalar sonrası dul kadına izdivaç teklifini götürecek, dul kadının da tanıdığı ve bildiği bir bayanı bulur ve ona durumu izah ederek, kadına izdivaç teklifini götürme ricasında bulunur. Kadın, "Elçiye zeval olmaz." der ve imamın izdivaç teklifini kadına götürmek üzere kadının evine misafir olur. Biraz sohbetten sonra elçi kadın, dul kadına imam efendinin izdivaç teklifini iletir. Kadın hiç beklemediği böyle bir teklif karşısında biraz şaşırır, nutku durur ve o an bir şey söyleyemez ama, bir müddet sonra teklifin heyecanını üzerinden atar ve "Demek imam efendi benimle izdivaç yapmak ister..." der. Dul kadın biraz düşündükten sonra teklifi getiren kadına, "İmamın izdivaç teklifini kabul ederim, ancak yerine getirilmesini istediğim üç şartım var" der. Misafir kadın, "Nedir bu üç şartın?" diye dul kadına bir taraftan sorusunu iletirken, bir taraftan da aklından ev, altın, para gibi şeyler isteyeceğini geçirir. Ama dul kadın, alışılagelmiş şeylerin dışında ve çok garip üç şartını kadına şöyle anlatır: "Eğer imam gerçekten benimle izdivaç yapacaksa, bir gün camiide vaaz kürsüsünden cemaate vaaz verirken; sigara içeçek, saz çalacak ve penisini cemaate gösterecek" der ve bu üç şartımın yerine getirileceği gün imam bana haber gönderecek, ben de o gün camiye kadınlar bölümüne gelip üç şartımın yerine getirildiğine şahit olacağım." der ve izdivaç konusunu kapatır. İmamın izdivaç tekliifini getiren kadın bu şartlar karşısında şaşırır, afallar ve "Böyle garip şartlar mı olur, hiç duyulmuş şey değil." der ve konuyu imama ileteceğini söyler ve müsaade isteyerek evden ayrılır.
İmamın izdivaç teklifini götüren kadın, imama gelir ve dul kadının izdivaç teklifini kabul etmek için üç şart öne sürdüğünü söyler. İmam da bu şartların, teklifi götüren kadın gibi ev, altın para gibi şeyler olduğunu aklından geçirir ve bu üç şartın ne olduğunu sorar. Kadın, dul kadının evinde ileri sürdüğü bu üç şartı imama iletir. Bu şartlar karşısında imamın da nutku durur, şaşırır, afallar ve hiç beklemediği ve çok ağır bulduğu bu şartları yerine getirmesinin mümkün olamayacağını; bir imamın camide cemaate karşı sigara içmesinin, bağlama çalmasının ve penisini cemaate göstermesinin hiç yakışık alacak şeyler olmadığını söyler. Kadın, "Ne diyorsun imam efendi, bu şartların yerine getirilmesinin mümkün olamayacağını kadına ileteyim mi?" diye sorar. İmam biraz düşündükten sonra "Hayır" der. "Acele etmeyelim. Ben biraz düşüneyim, sana kararımı sonra söylerim, sen de dul kadına iletirsin" der.
İmam, dul kadının yerine getirilmesi için öne sürdüğü bu şartlar karşısında kara kara düşünür, ekmekten aştan kesilir. Bir imama yakışmayan bu istekleri yerine getirmesinin mümkün olamayacağını düşünür ve çaresiz kalır. Aradan günler geçer ve imam, yerine getirilmesi mümkün olmayan bu şartları yerine getirmenin bir yolunu bulur ve izdivaç teklifini götüren kadını çağırır ve "Falanca günü ikindi vakti kadın camiye gelsin" der. Kadın, imam efendiye "Nasıl olacak, bu iş mümkün değil imam efendi, cemaat seni linç eder." der. İmam, "Sen işin o tarafını bana bırak." der. Kadın, kendi kendine "Canına susamış imam, cemaat bunu linç eder." diye söylene söylene dul kadının evinin yolunu tutar. Kadın, dul kadına, imamın bu üç şartı yerine getireceğini haber verir ve falanca günü ikindi vakti camiye gelmesini söyler ve evden ayrılır.
O falanca gün gelir ve ikindi vaktiyle birlikte yavaş yavaş namaz kılacak cemaat camiye gelmeye başlar. İmam, her zaman ikindi vakti öncesi cemaatine vaaz verdiği için, vaaz dinlemek isteyen cemaat namaz vaktinden evvel camiyi doldurmaya başlar. Dul kadın da o gün ikindi vakti camiye gelmiş ve üst kattaki kadınlar bölümünde imamın vaazını dinlemek üzere yerini almıştır. İmam, vaazına başlamadan önce beraberinde getirdiği bağlamayı vaaz kürsüsünün arka tarafına dayamıştır ve kürsünün üzerinde de bir kül tablası, bir paket sigara ve çakmak durmaktadır. Camiye gelen cemaat, vaaz kürsüsünde dayalı bağlamaya ve kürsünün üzerindeki kül tablasına ve sigaraya bakıp şaşkınlıklarını gizlemeyerek "Allah Allah, imam efendi bu şeytan işi pislikleri ne yığmış kürsüye diye birbirlerine söylenirler. Namaz vaktinin girmesine az bir zaman kala imam, vaaz giriş duasını yaptıktan sonra, "Ey cemaat-i Müslimin" diye hitabetle söze başlar. "Boş vakitlerinizi geçirdiğiniz kahvenize bazen uğruyorum, herkesin masasının üstünde içtiği çayla birlikte" dedikten sonra hemen kürsünün üzerinde duran sigara paketinden bir sigara çıkarır ve dudaklarının arasına yerleştirdiği sigarayı çakmakla yakar, bir fırt çeker ve "Fosur fosur içtiğiniz ve her açıdan zararlı olan bu sigarayı içmekten ne zevk alıyorsunuz, parası ele, zehiri sana kalıyor, içmeyin bu zıkkımı, mekruh." der ve bir fırt çektiği sigarayı kürsünün üzerinde duran kül tablasında söndürür. Cemaat bu hareket karşısında şaşkındır, ama "İmam efendi doğru söylüyor arkadaşlar." diyerek cemaat kendi aralarında mırıldanır. Daha sonra kürsünün arkasında dayalı duran bağlamayı kucağına alır ve tezeneyle bağlamanın tellerine yukarıdan aşağı aşağıdan yukarı doğru bir iki vuruş yapar ve "Düğünlerinizde de bu şeytan işi çalgıyı çaldırıp karılarınızı kızlarınızı tüm mahalleli önünde oynatıyorsunuz, dinimizce bu doğru değil, sizlere de hiç yakıştıramıyorum." der ve bağlamayı vaaz kürsüsünün arkasına tekrar dayar ve cemaatın nabzına bir bakar, cemaat kendi aralarında bu da neyin nesi diye mırıldanırlar ama "davetliler önünde karılarınızı ve kızlarınızı oynatıyorsunuz" sözü cemaate dokunduğu için, cemaatten hiç ters bir tepki gelmez. Daha sonra imam, cemaate "Ey cemaat-i Müslimin, hakkımda dedikodular duyuyorum. Hoca kabuklu onun arkasında namaz kılınmaz diyenler varmış." der ve ayağa kalkar şalvarını aşağıya diz kapağına kadar indirir ve "kabuklu mu değil mi bakın" der ve şalvarını tekrar yukarıya çeker ve müezzini önceden öğütlediği gibi, daha cemaatin hiçbir şey konuşmasına fırsat vermeden müezzin ikindi namazı için kamet getirmeye başlar ve o gün ikindi namazı kılınır, cemaat kendi aralarında söylene söylene camiden ayrılır. Dul kadın da tüm bu olanları kadınlar bölümünden seyretmiş ve imamın yerine getirmesinin mümkün olmadığı bu üç zorlu şartı, böyle akıllıca ve dahiyane bir yol bularak yerine getirmesini, büyük bir şaşkınlık ve hayretler içerisinde izlemiştir.
İmam, kendine göre bulduğu bu yöntemlerle evlenmek istediği dul kadının üç şartını yerine getirmenin sevinci ve zafer sorhoşluğu içinde çok mutludur. İmam, yine o elçi kadını dul kadına gönderir ve nikah günü ister. Dul kadın da imamın bu zorlu üç şartı yerine getirdiği için sözünde durur ve imamla evlenmeye razı olur ve bunlar evlenirler. İmam, gündüzleri hariç, geceleri eşinin kendine pek yakın olmadığını ve yaklaşmadığını görür ve kadına bunun sebebini sorar. Kadın da "Henüz birbirimizi iyi tanımıyoruz, birbirimizi tanıyıncaya kadar, birbirimize ısınıncaya kadar geceleri senden biraz uzak kalacağım." der. Bu durum, imamın hiç hoşuna gitmez! İmam biraz sabreder ama, kadın hala imamdan uzak kalmaya devam eder. Bir gece imam dayanamaz ve kadına "Hatun, Cenab-ı Hakk, eşlerin birleşmeleri esnasında yüz kafir öldürmüş sevabı verir. Hadi gel fazla nazlanma artık, yüz kafir öldürmüş sevabına nail olalım." der ve kadını nihayet ikna eder. Aradan yıllar geçer, her iki eş de yaşlanmıştır. İmam artık güçden de düşmüştür ve dolayısıyla geceleri kadınıyla pek fazla ilgilenemez. Bu sefer kadın, imama aynı şekilde "Hadi imam efendi yüz kafir öldürelim de biraz sevap kazanalım." der. Hoca bu ya, altında mı kalır lafın. İmam efendi eşine der ki, "Hatun, bu kafirleri yüz yüz öldürmekle bitiremeyiz; göt göte dönelim de topa tutalım bu kafirleri." der. İmam efendi ve eşi ölünceye kadar, gençliklerinde yüz yüz öldürmekle bitiremedikleri kafirleri, artık göt göte dönüp topa tutarak sevabın en alasına nail olmuşlardır.


EmoticonEmoticon